30 Aralık 2016 Cuma

Şairlerin İntiharı

Rus Devrimi / Bolşevik Devrimi gerçekleştikten sonra, bildiğimiz gibi, Lenin’den sonra iktidara Stalin gelir. Lenin iyi bir entelektüel iken, Stalin’in zorba, örgütçü olduğu ama entelektüellik anlamında pek de nasib almadığı bilinir. Diktatörlüğünü acımasız biçimde uygulamıştır. Sanat ve sanatçıların kontrolü için de Jdanov isimli bir zorbayı atar. Jdanov sanattan anlamadığı gibi, tamamen ideolojik bir yobazlık içinde, tüm sanat faaliyetlerini baskılar. Rivayet o dur ki, o dönemde SSCB’de yaşamakta olan şairimiz Nazım Hikmet de öldürülmek istenmiştir.

Rus şiirinin iki büyük ozanı, Yesenin ve Mayakovski… İkisi de Bolşevik devrimine katılmışlardır. Yesenin daha naif ve daha az Bolşevik iken, Mayakovski daha inançlı bir komünisttir. İkisi de büyük şairlerdir.

Sergey Yesenin, başlangıçta daha iyi bir yaşam sağlayacağı umuduyla Komünist Devrimi destekler ama kısa sürede hayal kırıklığı yaşar ve diktatör Stalin’i eleştirmeye başlar. Jdanov eli ile acımasız baskılar gelir üzerine ve kırılgan kişiliği daha fazla dayanamaz. 30 yaşında kendini asarak hayatına son verir. Cesedinin başında kendi kanı ile kağıt üstünde Mayakovski’ye yazdığı bir şiir bulunur. O dönem, SSCB’nin en ünlü şairlerinden olmasına rağmen, şiirleri yasaklanır, ta ki 1966 yılına kadar.

Yesenin Usta’nın intiharı sırasında yazdığı dramatik şiire bakalım;


HOŞÇAKAL 

Hoşça kal dostum benim, hoşça kal artık,
Can dostum, seninle dolu göğsüm.
Çok önceden belirlenen bu ayrılık
Buluşmayı vaat ediyor ileride bir gün.  

Hoşça kal, dostum,  el sıkışmadan, konuşmadan,
Hüzünlenme ve eğme kaşlarını, mutsuz;
Yeni bir şey değil ölüp gitmek bu yaşamdan,
Ama yaşamak da daha yeni değil kuşkusuz.

                        Sergey Yesenin / Türkçesi Azer Yaran

Girişte de belirttiğim gibi Mayakovski daha inançlı bir Komünisttir. Stalin’e eleştirileri olsa da, hayattan ve rejimden umudunu bir süre daha sürdürür. Masyakovski’nin Nazım Hikmet’in şiirini etkilediğini de biliyoruz.  
Mayakovski, Yesenin’nin intiharına çok üzülür ama bir o kadar da kızar… Ve ardından bir şiir yazar…


SERGEY YESENİN'E

Sen gittin,
          diyorlar
                 yukarılarda bir dünyaya.
Sonsuzlaşma-
             Uçuyorsun,
                        parıldayan yıldızlara çarparak.
Ne borç var artık bize,
                içki ne de

Ayılma.
Hayır, Yesenin,
                oh
                    çekmek değil benim istediğim.
Görüyorum ben
                kesik bileklerinle sendeleyişini
Ve alayla değil
                acıyla
                    düğümleniyor yüreğim.
Görüyorum
            bir kemik çuvalı gibi
                        yere atışını gövdeni.
-Dur! diyorum.
            Bırak !
                    Delirdin mi sen?
Sürer mi ölümü
                hiç insan
                    tebeşir tozu gibi
                                yanaklarına?


Sen ki çok daha
                iyi verirdin ölüme
                        ağzının payını herkesten.
Yeryüzünde başka
                    kimsede olmayan
                            o efece konuşmanla.
Niçin?
    Nedeni ne?
                    Donup kalıyorum şaşkınlıktan.
Homurdanıyor eleştirmenler:
                                    -Bizce,bunun asıl nedeni
Şu...
    ya da bu...
                ama daha çok,
                            kopmak toplumdan,
Çok fazla bira
                ya da şarapla kafayı çekmesi.
Başka deyişle
            satsaydın
                    bohemleri
                            işçi sınıfına, diyorlar.
Sınıf bilincin olsaydı,
                bak, bu gelmezdi başına.
Oysa işçiler de
                kvastan sert içkilerle
                        kafayı çekiyorlar.
O sınıf da içerek
                güzelce sıçıyor kendi ağzına.
Başka deyişle
            Parti'den biri
                    denetleseydi seni
Sağlansaydı böylece
                asıl önemi
                            içeriğe vermen.
Yazardın o zaman
                    her gün
                            o dizelerin
                                        yüzlercesini
Uzun uzun
            ve sıkıcı
                    Doronin de gördüğümüz türden
Ama bence
            böylesi bir deliliğin içine düşseydin
Sen çok daha önce
                           son verirdin
                                        yaşamına.
Votkadan gitmek daha iyidir
                            inan bana
Böylesi sıkıntıdan boğulmaktansa.
Hiçbir zaman söyleyemeyecekler
                            nedenini bize
                                    seni yitirişimizin.
Şuracıkta duran
                çakı mı, yoksa ip mi?
Ama bulunsaydı
                mürekkebi, elbette
                            Angelleterre otelinin
damarlarını kesmen
                ve ölüp gitmen
                            gerekmezdi.
Sana öykünenler çıldırdılar sevinçten:
                                        bir daha, bir daha !
Neredeyse bir yığın insan
                            zıvanadan çıkıp
                                        öldürdü kendini.
Neden çoğaltmalı
                intiharları
                        böyle sayıca?
Daha kolay değil mi
                mürekkeple doldurmak
                                oteldeki şişeleri!
Sonsuza dek
                 kilitlendi artık dilin
                                arkasında dişlerinin.
Benim bu bilmecemsi sözlerim
                                yersiz
                                        bir bilgiçlik sayılmamalı
Halkımız,
        yaratıcısı ve yaşatıcısı o güzel dilimizin,
Yitirdi ölümünle
                yansılı sesler üreten
                            en güçlü çırağını.
Ve o herifler tayışıp duruyorlar
                                ölü şiir döküntülerini
Geçmiş,
    gömülmüş ölülerden
                hemen hiçbir yeniliği olmayan.
Üstüste yığıyorlar
                tatsız uyaklarını
                        mezara toprak atar gibi: daha beterlerini.
Onurlandırmak için oğlunu
                    Esin Peri'sinin bile
                                işine yaramayacak olan.
Sana yaraşacak
                bir anıt henüz dökülmedi
Hani nerde o anıt,
                    döğülmüş tunçtan
                            ya da yontulmuş mermerden?
Oysa çoktan doldurdular
                            yığın yığın
                                parmaklarının dibini
Çöplerle,
        adama sözcüklerinden, anılardan, o bok püsür şeylerden.
Adın
    hıçkırıklarla birlikte doldurdu mendilleri.
Sözcüklerini
            geveleyip duruyor Sobinov ağzında
Kıvrılıp oturmuş da
            altına suyu çekilmiş bir kayın ağacının-
"Hiçbir şey söyleme,
                    ah dostum,
                        içini de çek-me ne olursun."
Ah,
    sen onu ne kimbilir nasıl da alaya alırdın,
Şu Leonid Lohengrinski'yi,
                        baş belası, tanrının!
Ortalığı kimbilir
            nasıl da ayağa kaldırırdın:
"izin veremem
            şiirsel gargaralarına
                        anıran eşşeklerin!"-
Sağır ederdin kulaklarını
                        üç ayaklı ıslıklarınla, sonra,
Yazdıklarının hepsini
                        kıçlarına sokmalarını söylerdin.
Harcardın bozuk para gibi
                        o yeteneksiz heriflerin hepsini,
Doldururdun
                smokin ceketlerinin
                            kara yelkenlerini,
Öyle ki savrulurdu
                    sağa sola
                            Kogan gibileri,
Süngüleyerek
                sivri bıyıklarıyla
                        gelip geçenleri.
Oysa bu arada
                    sayısı hiç de azalmadı
                                    bu serserilerin.
Çok zorlu bir iş
                onları sayıca geride bırakmak.
Yaşam
    yepyeni bir biçimde
                yeniden kurulacak.
İşte o zaman
        yepyeni şarkılar söylenmeye başlayacak.
Böyle bir çağda
                ağırlaşıyor sorunları
                                        kalemin,
iyi ama, gösterin bana
                    sizi ey zavallı
                                hortlaklar sürüsü, hadi
Nerede görülmüştür
                    ve ne zaman
                            yüce bir kişinin,
Dikenli yolları bırakıp da
                            gül bahçelerini seçtiği?
Sözcükler
            yönlendirir
                    insanoğlunun güçlerini.
Yürüyün!
               Arkamızda
                        zaman patlasın
                                bir mayın gibi.
Bizim geçmişe sunacağımız
                            yanlızca
                                    bukleleri
Rüzgarda
        geriye savrulan saçlarımızın.
Eğlenceye ayrılacak yeri yok
                    gezegenimizin.
Yarınlardan
            koparıp
                almalıdır mutluluğu
                                insan.
Şu yaşamda
            en kolay iştir ölmek
Asıl güç olan
            yepyeni bir yaşama
                            başlamak.

1926

Vladimir  MAYAKOVSKI  / Türkçesi Yurdanur SALMAN


Bu şiiri komünistlerce tepki görür aslında… Ancak Jdanov eli ile düşünen, eleştiren şairlere Stalin diktasının baskıları sürer, rejimin acımasız yıkımları ve gerçekleri ile tanışır. Ateşli bir devrimci olarak genç olarak Bolşevizme inanmış olan Mayakovski de, Yesenin’in ardından 5 yıl sonra intihar ederek hayatına son verir. O’nun da cesedinin yanında bir şiir bulunur;


SON MEKTUP

Hepinize!..
          İşte ölüyorum. Kimseyi suçlamayın bundan ötürü. Hele dedi-
kodudan, unutmayın ki, merhum nefret ederdi.
          Anacığım, kardeşlerim, yoldaşlarım! Bağışlayın beni. İş değil
bu, biliyorum (kimseye de öğütlemem),ama benim için başka bir çı-
kar yol kalmamıştı.
         Lili, beni sev.
         Hükümet Yoldaş!  Ailem : Lili Brik, anam, kız kardeşlerim ve
Veronika Vitoldovna Polonkaya' dan ibarettir. Yaşamlarını sağlar-
san, ne mutlu bana..
         Bitmemiş şiirleri Brik'lere verin, ne lâzımsa onlar yapar.
         "Bir varmış bir yokmuş"
                                             derler hani :
Aşkın küçük sandalı
                                 hayat ırmağının akıntısına
                                                                            kafa tutabilir mi!
Dayanamayıp parçalandı işte sonunda...
Acıları
           mutsuzlukları
                                  karşılıklı haksızlıkları
           h a t ı r l a m a y a   b i l e   d e ğ m e z :
Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle.
Ve sizler mutlu olun
                                yeter.

Vladimir MAYAKOVSKI  / Türkçesi Attilâ TOKATLI




Mayakovski’yi Nazım Hikmet Rusça anlatmış, Türkçe altyazı ile;   https://www.youtube.com/watch?v=S6mGLoIZzls

Bu yazı dizimi izleyenler bilir, bir yerlerde söylemiştim. Şairler iktidarlar ile uyumlu olamaz; eleştiricidir, isyancıdır, başkaldırıcıdır. Şairlere zulüm ve bir şekilde öldürmek, baskıcı yönetimlerin tipik karakteristiği galiba. Bizim de 40’lı yıllardan başlayarak, şairlerimizin uğradığı baskılar, öldürülmeler, tutuklanmalar ve şiirlerinin yasaklanması belleklerimizdedir.

Bu sayımızı da, Mayakovski’nin bir şiiri ile bitirelim. Şiirin akıl ile duygu çizgisi üstünde dengede olabileceğini ve bir kuyumcu titizliği ile ancak, emek, bilinç ile ince ince “iş” olarak yazılabileceğini de anlatmıştı fakir kardeşiniz. Usta da bunu şiir ile anlatmış;

ŞAİR İŞÇİDİR

Bağırırlar şaire:
"Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.
Şiir de ne?
Boş iş.
Çalışmak, harcınız değil demek ki..."
Doğrusu
            bizler için de
en yüce değerdir çalışmak.
Ve kendimi
            bir fabrika saymaktayım ben de.
Ve eğer
            bacam yoksa
İşim daha zor demektir bu.
Bilirim
hoşlanmazsınız boş lâftan
kütük yontarsınız kan ter içinde,
Fakat
bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:
Kütükten kafaları yontarız biz de.
Ve hiç kuşkusuz
            saygıdeğer bir iştir balık avlamak
çekip çıkarmak ağı.
Ve doyum olmaz tadına
            balıkla doluysa hele.
Fakat
daha da saygıdeğerdir şairin işi
balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü.
Ve doğrusu
            işlerin en zorlusu
yanıp kavrularak demir ocağının ağzında
su vermektir kızgın demire.
Fakat kim
            aylak olduğumuzu söyleyerek
                                   sitem edebilir bize;
Beyinleri perdahlıyorsak eğer
                                   dilimizin eğesiyle...
Kim daha üstün, şair mi?
yoksa insanlara
Pratik yarar sağlayan teknisyen mi?
İkisi de.
Yürek de bir motordur çünkü
ve ruh, onun çalıştırıcısı.
Eşitiz bizler
            şairler ve teknisyenler.
Vücut ve ruh emekçileriyiz
                        aynı kavganın içinde
Ve ancak ortak emeğimizle
                        bezeriz evreni
                                   marşlarımızı gümbürdeterek
Haydi!
laf fırtınalarından
            ayıralım kendimizi
                        bir dalgakıranla.
İş başına!
Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu.
Ve ağzıkalabalık söylevci takımı
değirmene yollansın dosdoğru!
Unculuğa!
Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!

Vladimir MAYAKOVSKI  / Türkçesi Ataol BEHRAMOĞLU



Hürol Taşdelen

1 yorum: