7 Aralık 2016 Çarşamba

CAN YÜCEL VE ADI İLE PAYLAŞILAN PESPAYE SAHTELERİ


CAN YÜCEL VE ADI İLE PAYLAŞILAN  PESPAYE SAHTELERİ

              “Bir Aforizma:
Şair! Sen hayatında, şiirin öfke olduğunu düşündün mü hiç? Şiirin ne olduğu soru edilirken kırk türlü yanıt verilmiş, belki de bunların büyük yüzdesi cük düşmüş olmasına karşın, ben şunu savlayacağım: Şiir bir öfkedir! Öfke yürütüldüğü an, aslında bir gerilladır (ve gerilla da tek başına yapılmış ve şiir dediğimiz tek başına yürütülmüş bir öfke, bir gerilladır). Garibaldi gibi yere serilip, yerden kalkılır. Sinan gibi yere düşer. İsa’ya benzer deniz gibi. Göğe akar. Şiir bir büyük kaldıraçtır.. Daha doğrusu bir kriko… Kendi elinlen, daha doğrusu kendi zekerinnen kendi kendini kaldırırsın. Göğe doğru değil, yine bu memleketin toprağına. Çünkü bütün şairler eski bir tâbirle kaybolurlar. Ama kaybolmazlar kendi topraklarında.
Yaşasın toprak!..” (Can Yücel, Kuzgunun Yavrusu, Yaprak Yayınları, 1990)

İlkiz, genç bir kız iken, babası ile, istemeye istemeye bir davete gider. Selçuk’ta bahçeli bir mekân, solist İbrahim Tatlıses, yeni yeni sahneye çıktığı yıllar. İsteksiz gitmesinin nedeni, İbrahim Tatlıses… İlkiz arabeskten hiç haz etmez. Ne İbo, ne Orhan Gencabay, ne de Ahmet Kaya. Bakın ben hepsini severim. Öğrenciliğimizde, az mı Pink Floyd, “The Wall”, “Dark Side of the Moon” dinleyip, ardından Orhan abimizle “Batsın bu dünya”, “Kula kulluk edene yazıklar olsun” dedik. Ama İlkiz asla bu dediğim isimlerden haz etmedi. Pink Floyd hariç tabii. Halâ yanında ağız tadı ile Oğuz babayı dinleyemem…

Bu girişten sonra, davete gelelim. İbo, masaları gezmekte, masalara türkü söylemekte. Özellikle hanımlar bayılırlar, hayranlıkla dinlerler. İlkiz sanki işkencede.  Vee İbo, İlkizlerin masaya gelir, onlara da türküsünü söyler. İlkiz yüzünü saklar önüne. Sonra İbo tutar bir şiir okur, hem de İlkizlerin masada. “Yaş Otuzbeş”… Olacak iş mi bu? Bir de şairini yanlış söyler; “Ahmet Haşim’in dediği gibi” diyerek.  İlkiz, masasındaki kadınların öfkeli bakışları altında, alçak sesle İbo’yu düzeltir. “O şiir Ahmet Haşim’in değil, Cahit Sıtkı Tarancı’nı” der, ekler, “lütfen şairler ile alay etmeyin”. İbo, çok olgun davranır; “abla cahil adamız biz, hoş gör, ekmek parası için bunları yapıyoruz, şiirden anlamam” gibilerden bir özürle geçiştirir. Sonra gider üç beş adım ve öfkeyle, bu sefer en üst sesle döner İlkiz’e bağırır; “ne oldu, yanlış söylediysek, amcan mı, baban mı, seni acıtan bir durum mu var” gibilerden…  Siz deyin lümpen İbo ortaya çıktı, geç anladı, egosuna dokundu, ben diyeyim gerçeği ilk söylediğiydi, ama gösterisini de yapmalıydı…

Kızdık mı şimdi İbo’ya; ne olacak, cahil, kültürsüz mü dedik? Şimdi gelelim konumuza… Asıl söylemek istediğime.

İnsan, yaptığı bir bilimsel araştırma, sanat yapıtı, gibi ürettiği veya yarattığının altına imzasını atar, değil mi? Gururla. Bir de imzasını atmayacağı, kendisini küçülteceğini düşündüğü, berbat şeylerin altında, asla imzasını görmek istemez. Bu O’nun son derece doğal hakkıdır. Değil mi? Bunu koyun bir kenara…

Aydın, kültürlü insanın en temel davranışlarından birisi, emeğe, kimliğe saygıdır. Değil mi? Niye önlük takıyoruz? Bir sanatçının, şairin; tüm ömrünü vererek ortaya koyduğu emeğe, düzeye saygılı olmak; bir aydının en temel sorumluluğu ve göstergesi değil midir? Öyledir elbette. Bunu da alın…

Fakir, resim sanatından hiç anlamaz. Bu konuda bilgisizdir ve duyarlılığı da zayıftır. Her sanat dalını bilmek zorunda değiliz, nasip işi. Ama hiçbir resmi, Picasso’nun diye, emin olmadıkça paylaşmam. Müzik birikimim de sınırlıdır. Ortalama bir dinleyici diyelim. Türkülerimizin yöresini ayırabilirim ama; kalkıp, bir Ferdi Tayfur bestesini, Münir Nurettin bestesi diye asla söylemem. Farkı anlarım. Ferdi Tayfur bestesi altına, Münir Nurettin yazmanın cahilliğini ve Nurettin’e nasıl bir hakaret olduğunu da bilirim elbet.

O zaman, biçem olarak şiirselliği pespaye, berbat nesirlerin; içerik olarak dünya görüşü ile uyuşmayan “şeyleri”  neden insanlar Can Yücel şiiri diye paylaşırlar. Önce tamam, şiirden anlamıyorlar, evlerinde hiç şiir kitabı yok, bunu anlarım da; büyük bir ustanın adı ile paylaşım yapmaktan neden imtina etmezler?

Can Yücel, öldükten sonra küçültülmek için, bilinçli bir çalışma yapıldı. O’na ait olmayan, içerik olarak sıradan, bayağı ve Ustanın dünya görüşü ile hiç uyuşmayan ve biçem olarak berbat nesirler, şiiri diye sürüldü. Bir bilim insanımız bu konuda araştırma da yaptı, gazetelerin neredeyse tamamında yayınlandı… Tam on (10) yıldır… ( http://semihcelenk.blogcu.com/internette-sahte-can-yucel-metinleri-semih-celenk-guncel-liste/11038398 ). Bakın kızı ne demiş; ( http://www.milliyet.com.tr/internet-sahte-can-baba-dolu/gundem/detay/1752511/default.htm )
Can Yücel şiiri paylaşmak isteyenlere sözüm; madem bu kadar meraklısınız gidip Can Yücel’in kitaplarını alıp okumaları… Biz okuyalım mı kitaptan;
 
ANAYASASI İNSANIN  
 
                             Ustamız Eluard’ın izinden 
Kan yasası bu insanın:  
Üzümden şarap yapacaksın 
Çakmak taşından ateş 
Ve öpücüklerden insan! 

Can yasası bu insanın: 
Savaşlara yoksulluklara 
Ve binbir belaya karşın 
İlle de yaşayacaksın! 

Us yasası bu insanın: 
Suyu şavka döndürüp 
Düşü gerçeğe çevirip 
Düşmanı dost kılacaksın! 

Anayasası bu insanın 
Emekleyen çocuktan 
Uzayda koşana dek 
Yürürlükte her zaman 

(Altısı Bir Yerde/ Ölüm ve Oğlum, Adam, 1988, s. 204)


ŞİİR-ŞAİR-DÜNYA

Şiir bir terlemedir
Güneş güneş sözlerle
Ve böyle böyle şair
Eriyip gider
Dünya gibi tıpkı
Döndükçe terleye terleye

(Altısı Bir Yerde/ Ölüm ve Oğlum, Adam, 1988, s. 217)


MÜZMİN BİR ŞAİRE 

Bir Beyaz Rustan kapmış
Bir Tepebaşı otelinde Şiiri
Gayrı ne permanganat ne antibiyotik
Bir akıntıdır gidiyor sittin senedir
Gözünden yaş geliyor su dökerken bile

Belini doğrultmak için Türk Şiirinin
Çekiyormuş bu çekilmez çileyi,
Yoksa çaldığı gibi başından büyük bir taşa
Kırarmış çoktan
Pelikan marka dolma kalemini

Bakarak bu Çağdaş ve de Cardaş Şaire
Hiç de zührevi değilmiş meğer Zühre!
(Altısı Bir Yerde/ Rangâhenk, Adam, 1988, s. 237)

HALİME TERCÜMANDIM

Sözümona insandım
Hamsiydim buğulandım
Koynumdaki hatunu
Havva anamız sandım

Beyazıt Kulesiydim
Hem Kumkapıdaki yangın
Arap itfaiyeciynen
Kendi derdime yandım

Pir Sultandım abdaldım
Düz rakıya dadandım
Çekip çekip kafayı
Anacığımı andım
Banazdaydı bazlamam
Ve radyodaki reklam
Yaşamı yandaş sayıp
Bana bir ekmek bandım

Arşa vardı feryadım
Firazda kör kadıydım
Kararsızlıktan cayıp
Katlime karar aldım

Gül benizli isyanım
Eksi çıktıkça kanım
Arta durdu bicanım
Ben ölsem ölsem bile

Dipdiri o sol yanım
(Altısı Bir Yerde/ Rangâhenk, Adam, 1988, s. 271)
Bu şiirleri, internetin başında seçmedim.

-     “çek usta oradan bir şiir, Can Babadan olsun”, yada
-     “sar evladım bir seçki, güzel şiirler olsun” da demedim.
Tüm kitaplarını indirdim raflardan, tek tek okudum şiirlerini yeniden, seçtim kardeşlerim için. Bir kaçının kapağında İlkiz’e imzası ile de alalım buraya;
 


Bu yazı dizisinde şiir üzerine konuşuyoruz hep. Can Yücel, şiirde uslûbu bir şiirle anlatmış;

İSTANBUL LİSELİ GENÇLER SORDU
ŞİİRDE USLÛP NEDİR DİYE

Ben de dedim ki bazıları
Ayçiçeği diyorlar günebakana
Bazısı da günebakan diyor ayçiçeğine

Ben günebakanı yeğliyorum
Belki de güne yöneldiğim içindir yine

Ama siz de bilirsiniz ki
Gün aydındır gece de gece

Ama ne zaman diyeceğiz bir birimize günaydın?

Ben de onu diyorum ya işte
Bak kardeş şimdi uslûp meselesini düşünmeye başladın
(Altısı Bir Yerde/ Rangâhenk, Adam, 1988, s. 232)

Can baba ile şiirden yazıya dönelim. Yalnızca Can Yücel mi; Nazım Hikmet, Orhan Veli, Mevlâna, Ömer Hayyam, Einstein, Çinli bilgeler ve daha niceleri… Bu cahillikten ve kültürsüzlükten paylarını alıyorlar.
Bir şiir sevdalısı olarak, gördüğüm yerde gidip, bazen açık ortamda, bazen özelden uyarıyorum. Çok ama çok az kişi, bana teşekkür ediyor, bilmiyordum diyor ve daha özenli olacağını ifade ediyor. Çoğu ise tersliyor. En yaygın cevap, “Şairi beni ilgilendirmez, gördüm, beğendim, paylaştım.” O’nun için bu kadar basit… İşte o noktada bir dostum kardeşimin hatırlatması geliyor aklıma; Dunning – Kruger Sendromu! Geçen bir yazımda söz etmiştim, meraklısı tuşladı mı internete…
Bana verilen cevaplardan birkaç örnek, araya da yorumlarımla.  Aslında en çok gelen cevap;
-          Şairi kim, şairini biliyor musunuz?
*** Bana küfür etse daha iyi…
Ya da;
-          Şairinin önemi yok, gördüm, beğendim paylaştım.
*** Buna da güler misiniz, ağlar mısınız? Yoksa…

Bir kısmı da, uyarınızı görmemiş, duymamış gibi davranıyor. Bu Can Yücel’in değil, büyük ozana hakarettir bunu paylaşmanız; bakın onca kişi beğenmiş ve sizden alıp paylaşmış. Duvar. Mesajınız orada duruyor, sahte şiirimsi de… Ama tek cevap yok. Nasıl yorumlamalı?

Şimdi birkaç örnek konuşmaya bakalım. Konuşmalarda hiçbir imlâ düzeltmesi yapmıyorum. Yalnızca hitapları çıkardım.

-          Birinci örneğimiz
§    Dipnot.kitap sitesi Can Yücel şiirlerini yayınlamış,oradan aldım 
o   Kitap dışında hiç bir şeye güvenmeyin, şiir konusunda. Sitelerden hele. Asla. Bu metin, ben ona şiir demem, Can Yücel in olamayacak kadar kötü ve içeriği de onun olamayacak kadar ilgisiz. Hiçbir kitabında yok!
*** Kitap demişim, kitabında yok demişim. Kitap mı? Bu arada uzunca bir süre cevap gelmez.  Bir daha anımsatırım.
§  “… elbette uyarınız benim için değerli ve döner dönmez kendi kaynağımdan başka birçok kaynağı inceledim. Uyardığınız gibi sahte şiir diye birşey var. Ancak Bayram şiirini en az on beş değişik kaynakta gördüm ve bunların içinde TRT de var. Size TRT bu şiirin seslendirildiği programın linkini göndereceğim“

o   Bana link göndermeyin İnternet kaynağı olmaz. Bu şiir sahte. Azıcık şiirden anlıyor olsaydınız, Can Yücel'i ve şiirini biliyor olsaydınız şiirin sahte olduğunu anlardınız.
§  Peki ben şiirden anlamıyorum.
o   Anlamadığınız ortada. Bu konuşma özelde bitmiştir
§  bu üslup da konuşmamak daha hayırlıdır bence de.
*** Kaynağı internet ve TRT… Bana “bağlantı” gönderiyor; hiç aklına gelmiyor, bu şairin kitabında var mı bunlar, oraya bakalım diye. Çünkü kitap kavramı yok ki… 

-          İkinci konuşma;
o   Can Yücel'in şiiri değil o.
§  kimin acaba
o    Bilerek Can Yücel'i itibarsızlaştırma politikası
§  kopyala yapistir yaptim beğenip
o   Berbat nesirleri Can Yücel'in diye yayıyorlar. Kitabından görmediğiniz şiirleri paylaşmayın isterseniz, inanılmaz bilgi kirliliği var face de http://www.gercekedebiyat.com/haber-detay/sahte-can-yucel-siirlerinin-tam-listesi/1104
*** Burada teşekkür edip, konuşmanın sonlanmasını beklemiştim; devam ediyor.
§  Siirin itibarsizlastirma tarafini anlayamadım
§  cok siir okumam
o   Can Yücel önemli bir toplumcu şairdir. Büyük bir şairdir
§  ama ters bir sey de gözüme carpmadi
o   Paylaştığınız şey şiir değil, çok kötü bir nesir. Bir düz yazı. Verdiğim linki okursanız anlarsınız
§  Siir düz yazi olarak söylüyorsunuz anladim
§  cok da kötü değil
o   Berbat. Şiir ölçütünde. Şiir okumam deyip, kötü değil diye nasıl yorum yapıyorsunuz?
§  herkes siirden anlamak zorunda degil ki
§  hurol bey iyi aksamlar
o   Değil tabii ama bilmediği şeyleri şiir diye paylaşmak zorunda da değil
§  Sizin fikriniz saygi duyarim istedigimi paylasma ozgurlugum oldugunu da belirtmek isterim
o   Bir usta şairin adıyla değil ama... Böyle bir özgürlüğünüz yok

-          Bu da olumlu bir örnek;
§  … haklısınız. O şiir Aziz Nesin' in değil.Gerçi tüm şiirlerine ulaşamadım, ama şiir Aziz Nesin' e ait olsaydı, elimdeki kitaplardan bir ize ulaşırdım. " şehit" sözcüğünü Aziz Nesin kullanıyor. Kitaplığıma saat sekizde girdim, 9.30' da işimi bitirebildim.Çocuklar için yazdığı ikj öykü kitabı var. Onların fotoğraflarını sayfamda paylaştım.Kurtuluş Savaşı öyküleri yazmış.O kitaplarda bu sözcük var. Beni yanıltan da bu öyküler oldu.Bu öykülerin dili çocuklara göre. Şiiri birkaç kez görmüş, ama paylaşmamıştım.Şu son olaylar ve bir günde sekiz şehit elbette canımı sıktı.Hiç tereddüt etmeden paylaştım. Şimdiye dek Nazım' ın, Can Yücel' in, Hayyam' ın, Orhan Veli' nin diye paylaşılmış çok şiir görmüştüm, ancak Aziz Nesin' çok az şiiri var ve az biliniyor.Bir daha bu hataya düşmemeye çalışırım. Selamlar...

-          Üçüncü olumsuz örnek;
o   Bu Can Yücel’in değil.
§  Boşuna uğraşma, müellifi ile ilgilenmiyoruz, biz şiire bakıyoruz, keyfimizi bozma.
*** Kibire bakar mısınız? Kendini her şeyin üstünde görmek buna derim. Üstelik şaire “müellif” diyor. 

-          Dördüncü olumsuz örnek;
o   No’lur bu sahte Can Yücel şiirlerini paylaşmayın. Can Yücel’e hakaret oluyor. 
*** Hani o cevap vermeyenlerden biri. Bir gün bekledikten sonra, ben uyarımı yineliyorum, cevap geliyor. 
§  Kimin olduğu benim için önemli değil yazıyı beğendiğim için paylaştım
o   Duvarımda çirkin bir küfrü, sizin adınız ile paylaşsam, razı olur musunuz?
§  Sanırım sıkıntı kalmadı
o   Anlamadım. Soruma yanıt alamadım.
§  Sorunuza yanıt vermiyeceğim amacım kimseye hakaret etmek veya küçümsemek değil bunu sizde cok net anladınız uslubunuz ve yanıt tarzınızı tasvip etmiyorum
§  Kaldırın o ismi gibi emir cumleleri ile konuşmak size ve içinde bulunduğunuz öğretiler ile cok bağdaşmıyor konuyu kapatalım ben sızle olan bağlantımı kestim sizde arkadaslıktan cıkartın lütfen
*** Benim yazdıklarımı siliyor, kendi yazdıkları kalıyor ama… 

Bu cevapları verenler, İbo gibi inşaatlarda yetişmiş kişiler değil; okumuş kişiler, mühendisler, mimarlar, doktorlar, ekonomistler, bankacılar, avukatlar; iş sahipleri, akademisyenler, profesörler, TV’lere çıkan uzmanlar, gazetelerde yazan gazeteciler. Üstelik İbo, yalnızca şairlerin ismini karıştırıyor. Benim dediğim şiir olamayacak berbat nesirleri büyük ozanlar adları ile paylaşıp, yayıyorlar.
Uyarılarım sonunda büyük çoğunluğu, arkadaşlık sonlanıyor. Bazen ben, çoğunlukla onlar. Onlar dedim de, ne kadar çoklar.

Diyeceksiniz ki, “sana ne, bak keyfine”.  Bektaşilik üzerine bir kitaptan alıntı ile yanıtlayayım;

“Bektaşîler dahi, ortada dönen, dolaşan bu kabil boş lâflara, esasen pek aldırış etmezler ve:
“Biz, boynumuza iki gözlü bir heybe geçirmişiz, bir gözünü göğsümüze, diğer gözünü arkamıza asmışız, kulağımıza kadar gelen iyimser sözleri öndeki göze, kötümser sözleri arka göze atarız…” derler.
Yalnız, ‘Pir’lerinin aleyhinde duydukları sözlere tahammül edemezler.

                         Bilmiyen muharrir elinde kitab,
                         Cahil elinde çizme tekidir… “

Usta şairlerimiz de benim ‘Pir’ lerimdir, böyle biline. Can Yücel ile başladık, Ustanın birkaç şiiri ile bitirelim.

                                        SEVGİ DUVARI

Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
Aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardın beni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi


Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece sevgi duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bir sen varsın bir de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

                                         (Sevgi Duvarı, Sander Yayınları, 1974, s.31)

Bu “şiiri” önce Can Yücel’in sesinden (https://www.youtube.com/watch?v=f9gjPLt8wrI&t=35s ), sonra da, Tuncel Kurtiz’in (https://www.youtube.com/watch?v=ajd4xVfGMco ) sesinden dinlemek gerek…

Esen kalın, şiire ve şaire sadık kalın…
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”

Hürol Taşdelen







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder