16 Kasım 2016 Çarşamba

Bu yazıyı bana Kam’lar (*) yazdırdı…


Son 3 günde, 3 değerli dostumdan, peş peşe fakire dair yorumlar geldi. Çeşitli ortamlarda, bir birinden bağımsız söyleşirken,  doğaçlama bana, yani fakire dair… “Eh dedim”, demek bunlar üzerine bir yazı yazmam gerek, bir mesajdır…

Önce ben bi’şeyler söyleyim, fakire dair.

Azerbaycan doğumlu Azeri Türkü baba ile Üsküp doğumlu Balkan Türkü annenin, çocuğu olarak Kars Kağızman’da 24 Mart 1960’da doğdum. O nedenle Kafkas ve Balkan dağlarının rüzgârlarını taşır ruhum.  Boyun eğmez kimliğim, sert tabiatım, yürekten yumuşaklığım ondandır. Yurt sevgisi, Türklük bilinci, Kemalizm / Atatürk sevdası katılmış ruhuma. Anadolu’da birçok bölgesinde geçti çocukluğum.  Gençliğim uzunca süre ise, ODTÜ’de olgunlaştı. Çok şey katıldı kimliğime. Hamurumdaki şiir yumruları, ODTÜ yıllarımda çiçek açtı ve fakir, Anadolu İhtilalinin Bozkırdaki bu bilim yuvasında, çeliğe su katılır gibi, bilimin ışığı ile yandı, yeniden var oldu. Akıl ve bilim; öyle tevatür olarak değil, gerçek ışık olarak var oldu, bilincimi ışıttı. 

Şimdi gelelim fakir hakkında söylenen sözlere…

Geçen 50’li yıllarımın en yalın dostlarından dostum ile söyleşiyorduk.  Şöyle dedi;
-        - "Senin gibi altta kalmayı sevmeyen, lafı 'iman tahtasına' yapıştıran biri için...”

Ne müthiş bir deyiş, ne içi dolu, dışı gök bir ifade. Çok sevdim bu sözleri. Bana söylenmesine gönendim. Beni iyi tanımışsın dedim kendisine…

Sanırım bu özelliğimi Kafkas kültürü biçimlendirmiş. Babam da öyleydi. Kafkas dağlarında hayat zordur. Serttir doğa, birçok kavim yaşar birlikte. Dostun dost olacak; sırtını vereceksin. Dostun hata yapar yada ihanet ederse ölürsün. Kılıç çekmeyene kılıç çekmeyeceksin; ama sana hançerini sallayana da, eyvallah demeyeceksin; hele haklıysan, hele doğruysan…  Elimizde kılıç, belimizde hançer dolaşmıyoruz gayrı. Dağdan düze indik; kırdan şehre tutsak geldik. Bir de şiir ile karılmışsa hamurumuz, bir de şiir yaşam kaynağımızsa; o vakit, “lafı iman tahtasına yapıştıran “olur, çıkarız.
İki gün sonra, bir akşam ODTÜ Vişnelik’te, gençlik yıllarımdan beri tanış olduğum, bir arkadaşıma denk geldik. Sohbet dem ile yol alırken, bir konu üzerine fakir;
-         
-     -“ Ben o konuda farklı düşünüyorum.”  Dedi.

Hemen cevap geldi, gülen bir yüzle;
-          
-     -“Hürol, sen hep farklı düşünürsün zaten.”

Ne kadar mutlu oldum, bilemezsiniz. Her şeyden önce yaklaşık 30 küsur yıldır tanıyan bir arkadaş, düşündüğümü teyit etti, ama farklı düşündüğümü herkesten. Ne güzel bir şey, sürüye aykırı kalmak. Bedeli var elbet, hoşlanmaz kuru kalabalıklar aykırı kişiden. Ama dedik ya yukarıda, iki dağların rüzgârları üflenmiş hücrelerime. Ve birinde var olmuş bedenim ve ol dahi ruhum.

Gene bir başka arkadaş, başka bir şehirde yaşar, yazdı bana. O ‘da abartısız 40 yıldır tanır fakiri. Arada uzun yıllar, ben diyeyim 30 yıl, rastlaşmadıysak da, sanal âlem sağ olsun. Buluşturdu bizi.

Yazdı bana bugün;
-         
-      -“Emre Kongar, Attilâ İlhan’ı anlatıyor. Kitabı okurken, senin fikir dünyanın Attilâ İlhan’dan çok etkilenmiş olabileceğini düşündüm.”

Sözün güzelliğine, doğruluğuna bakar mısınız? Bu arada arkadaşım, Emre Kongar’ın Yazarlar Eleştiriler Anılar kitabından ilgili sayfaları da eklemiş.  Şöyle diyor Kongar, Attilâ İlhan Usta için;

“ Şiirleri, romanları ve denemeleri yanında günlük köşe yazılarıyla bolca polemik yapardı.
 Gerek kendine özgü fikirleri gerekse polemikçi kişiliği ona çok düşman kazandırmıştı.”

80’li yılların genç şairlerinden, şimdinin bir çok kitaplı bilinen şairi, üç-beş yıl önce,  bir yazışmamızda bana;
-         
“    -"Attilâ İlhan’ın halifesydin.” Demişti.

O güne dek, hiç böyle düşünmemiştim.  Karakter, fikir yakınlığımızın yanı sıra, şiir anlayışımız da, Attilâ İlhan’ın Usta, benim Çırak olduğum gerçeğiydi.

40 yıllık arkadaşımın gözlemi çok doğruydu. Fikri gelişimimde, Attilâ İlhan’ın çok büyük etkisi olmuştu. ODTÜ’de 17 yaşımda öğrenci iken tanışmıştım. Bir yandan Attilâ İlhan, bir yandan ODTÜ, bir yandan arkada da yetiştiğim ailem ve Anadolu. Bu kavşakta fikir dünyamın temelleri, sağlam biçimde meydana gelmişti. Bu kavşakta, engin birikimi ile Attilâ İlhan’ın güçlü etkisi gerçektir.
Attilâ İlhan Okulunda ders almış, kimi benim gibi yoldan çekilmiş, kimi kendi gerçekliği ile yol almaya çalışmış, tüm Çıraklığından geçmişler arasında, en çok Ustanın fikrini doğrultusunda gelişim gösteren, en çok etkiyi alan ve içselleştirenin fakir olduğunu düşünüyorum.

Farklı fikirlerin araştırılması, polemikçi kimlikte ise, Ustanın etkisinden çok; bu yazımın girişinde belirttiğim etmenler öne çıkar. Bu anlamda, fakirin kişiliğinin oluşmasında etkisi olmamakla beraber, aynı damarlardan beslenmiş, benzer süreçler ile oluşmuş kişiliklerden söz edebiliriz. Elbette, hiç tartışmasız, kuşkusuz; O’nunki Ustayı ortaya çıkarabilecek bir gövdeye dönüşürken, benimki Çıraklıktan tekaüt… 

Attilâ İlhan’ın ailesinin bir tarafının Kars kökenden geldiğini ve babalarımızın Cumhuriyetin ilk yıllarının ateşi ile Üniversite okumuş, sonrasında orta seviye bürokrat olduklarını da, belki vurgulamak gerekir. 


Ben bu fakiri çok sevdim…

Hürol Taşdelen
Ankara / 16 Kasım 2016


Meraklısına not…

Attilâ İlhan, benim bildiğim…

Ustam hakkında daha önce yazdıklarım vardır. Bu kıs anot, onlara ektir.

Attilâ İlhan Usta, büyük bir şair, Nazım’dan sonra Cumhuriyet şiirinin büyük ustası, romancı, sinemacı gazeteci ve düşünürdü. Fransa deneyimi, vizyonunu genişletmiş ve öğrendiği üst düzey Fransızca ile çevrilen değil, Avrupa’nın birikimine de, doğrudan erişebiliyordu. Söyler misiniz, kaç yazar çizerimiz; şairimiz etkin bir kültür diline bu kadar hakimdir? Fransa’da bulunduğu dönemde, Macaristan ve Çekoslavakya işgallerini Avrupalı sosyalistler ile birlikte yaşamış ve Stalin zulmüne ve faşizmine karşı durmuş. Dışarıdan bakışla Türk Devrimi’nin ve lideri Mustafa Kemal Atatürk’e ilgisi doruğa çıkmış ve ondan sonrada, sürekli birinci kaynaklardan araştırıp, sorgulayarak, fikir dünyasını şekillendirmiş. Başlıklar halinde, sosyalist, Kemalist, Türkçü, gerçek bir Türk Entellektüel oluşmuş. 

Edebiyat dünyamızın, okumayan, araştırmayan, tembel; yabancı dil bilmeyen dünyaya kapalı; alkol bağımlılığı ile hayatlarını erkenden tüketen; ucuz ve sığ çıkar ilişkileri içindeki, “altın kuşak” sonrası, boyaları dökülmüş, gövdeleri çürümüş sandallardan oluşan  edebiyat ve şiir ortamına karşı; O, pupa yelken, dev bir yelkenliydi…







(*) Kam: Şaman sözcüğü Türkçe değildir ve Türkler Şaman demez; Kam derlerdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder