21 Ekim 2016 Cuma

Şiir Üstüne 5-6


Attilâ İlhan’a kulak kabartalım demiştik. Hadi kabartalım… İki eski yazısı, iki söyleşiye cevapları aslında. Biri Yusufçuk Şiir Dergisi, diğeri de Milliyet Sanat Dergisi… Buyurun okuyalım…
Türk Şiirinde Gençler - Attilâ İlhan
Genç şairlerin falına bakmaya, Nurullah Ataç meraklıydı. 40’lı yılların sonlarına doğru, ‘üzerine oynadığı’ iki genç şairden biri bendim, öteki Turgut (Uyar). Edebiyatımızın bu sevimli diktatörünün yüzünü bilmem ağartabildik mi?Kendi hesabıma 50’li yıllarda ben, genç şairlerden Yılmaz Gruuda, Ahmet Oktay ve Cemal  Süreya’yı tutmuştum.  60’lı yıllarda ise Arif Karakoç, Erol Çankaya ve Hüseyin Yurttaş’. 70’li yıllara gelince Yusufçuk’ta adını verdiğim üç genç şair, o tarihte henüz ilk şiirlerini yayımlamamışlardı bile, sonradan ufak ufak dergilerde görünmeye başladılar: Hürol Taşdelen, Siyami Yozgat ve Güniz Baykam! İlerde  ‘iyi şeyler’ yapıp yapamayacakları, elbette bireysel sanat bileşimlerini gerçekleştirmelerine bağlı!

Türk şiirinde, son otuz yıldır, özgün imge sistemleri getiren şairler, pek çıkmamıştır. Bence şairin önemi buradan kaynaklanıyor, aynı zamanda çağdaş bir fikir bileşimiyle özgün bir imge bileşimini içiçe gerçekleştirecek! Zor elbette, sadece estetik yetenek ve bilgi yetmez; felsefe, toplumbilim, hatta iktisat düzeyinde sağlam ve geçerli bilgi sahibi olmak gerekir. Oysa şairlerimizin, çoğu, usta belledikleri kılavuz şairlerin imge sistemlerini ödünç alıyorlar, ömürleri boylarınca da kullanıyorlar. İmge sistemi kurmuş şair deyince ne anladığımı belirtmek için, isterseniz örnek vereyim: Dranas böyle bir şairdir, Nâzım böyle bir şairdir, Dağlarca böyle bir şairdir, Necatigil böyle bir şairdir, vs. İmge sistemlerini tutarsınız, ayrı bahis, bu özgün imge sistemi kurdukları gerçeğini gölgelemez. Hepsi kurdukları  sistemi yeterince geliştirebilmiş midir? Elbette, hayır! Çünkü, Türk sanatçılarının başına bela olan üç faktör, aralarında bazılarını, olumsuz yönde etkileyebilmiştir: a. Alkolizm, b. Kültürsüzlük, c. Siyasal baskı! Aynı üç faktörün, hele öteki şairlerdeki ‘tahribatını’ anlata anlata bitiremeyiz. 

Öyleyse, genç şairler, bir yandan bu üç beladan kendilerini korumaya çalışacaklar, bir yandan da özgün imge sistemleri geliştirecekler. Alkolizm, şairi yüzeyselleştiriyor, kurutuyor, Cahit Sıtkı’nın, Cahit Irgat’ın bir ilk şiirlerini okuyunuz, bir de son yazdıklarını, dediğimi hemen fark edersiniz. Kültürsüzlük, daha büyük bela,  yetenekle yetinmek, sonunda özgünlüğünü kaybeden bir mekanizmaya tutsak olmak demek: şiir üretimi ya giderek durur, ya da öyle mekanik bir hale gelir ki, bütün etkileyiciliğini yitirir. Siyasal baskının ne olduğu malum, etkisiyle ya şairi kısırlaştırmak, ya da alan değiştirtmek! Genç şairler, yolları üstündeki bu tuzaklardan uzak duracaklar, bir. Başka şairlerin imge sistemlerinden yararlansalar bile, özgün imge sistemlerini yaratmaya çalışacaklar, iki. Oldu oldu, olmadı mı yandı bizim umutlar!
(Attila İlhan, Elde Var Hüzün, Adam Yay., İst., 1982, s. 106)
https://4.bp.blogspot.com/-EHQlISRUgeI/V5Z4do4N2sI/AAAAAAAABOc/cQMvEsdyfS0K9OD9yBxuT3OJAGN_TwEBACLcB/s1600/Yusuf%25C3%25A7uk%2B11%2B-%2B2%2B001.jpg
https://3.bp.blogspot.com/-_crxbVVi7tk/V5Z4TVcBARI/AAAAAAAABOY/seuRxRvouv8jDlHeObDvTFAo9qxIBjouACLcB/s320/Yusuf%25C3%25A7uk%2B11%2B-1%2B001.jpg

Attilâ İlhan demişken, biraz da Ustanın şiirlerinden söz edelim;
Attila İlhan’ın, CHP Şiir yarışmasında 2. Olan Duvar kitabı üzerine,
Nazım Hikmet; Duvar beni çok sevindirdi. Attila İlhan, gayet soylu, özlü şair. Pek beğendim. Aşkolsun delikanlıya.” der…

Ataol Behramoğlu şiiri için ne diyor;

Büyük şairler vardır bir de mucize şairler. Türk şiirinin mucize şairlerinden biriydi. Üç beş şairinden biriydi. Biçimde Türk şiirinin bütün geleneklerini çok iyi kavramış özümsemiş bir şairdi. Batı şiirinin en modern yaratılarından haberdar. Bunların son derece yerli bir sentezini yapmış olan bir şair. Biçimin büyük bir ustası aynı zamanda duygu inceliklerinin olağanüstü bir şairi imge yapmada ikinci yeni şiirine yakıştırılan bu işin asıl ustası Attilâ İlhan'dır.”

Turgay Fişekçi ise;

Çağdaş şiirimizin en benzersiz kişiliklerindendi. Nazım Hikmet'le başlayan şiir serüveninde, toplum ile birey arasında çağdaş bireyi şiir dünyamıza kazandırdı. İlhan, imge gücü benzerine rastlanmayacak ölçüde büyülü bir şiir dünyası yarattı. Sonraki kuşakları büyük ölçüde etkileyen bir şair oldu. Şiirlerinin yanı sıra şiir alanındaki görüşlerini savunmadaki mücadeleciliği, savaşımcılığı ile de şiir tarihimizin baş aktörlerinden biriydi. Şiirleriyle çok geniş kitleleri etkiledi. Fakat gerçek şiirle bayağılık arasındaki sınırda her zaman şiiri galip geldi.”

( Gelenekten Güncele Türk Şiiri yazımdan; Yazının tamamı http://huroltasdelensiir.blogspot.com.tr/  )

Şeyh Bedrettin-ı Simaviye Gazel, Attila İlhan


varsa devran içinde devran
bu devranın devranıyız biz
o canlar ki cananından taşra düşmüştür
cananıyız biz

gönül mahzun
ay karanlık
yıldızlar gözden nihan olsa da
arşı ferşi ışıktan titretecek
bir aydınlık imkanıyız biz

ince bir yağmura gerçi asılmıştır
-serez'in esnaf çarşısı'nda-
uzadıkça uzar gölgesi darağacından
o asırdan bu asıra
şeyh bedrettin-i simavi'nin
elhak/devamıyız biz

geçer mermi ıslıklarıyla/tek tek
vurduğunu dağıtan
sunturlu mısralar
rediflerin gümbürtüsü akla ziyan
tantanalı bir kavganın demek
gazelhanıyız biz

tohum ağaç ve orman
ölümün içerdiği hayat
buhara inkilap eden su
-iriş dede sultanım iriş-
gün bu gün saat bu saat
diyalektiğin fermanıyız”


6.

Geleneksel şiirin vezinleri vardı. Modern şiir ile kalktı. Ancak kalkan dış vezindir. Her şiirin mutlak bir iç vezin olmak zorundadır. Şair her şiir için bir iç vezin yaratmak zorundadır.

Şairin, özel yaratıcı yetenekleri de olması gerekir. Ruhlar seçer ya Kam’ı… Eğer şair olacak yeteneğiniz yoksa, istediğiniz kadar okuyun, edin, işe yaramaz. Alt alta cümleleri düzersiniz ancak, tek bir mısra yazamazsınız. Yazdığınızı sanırsınız da… Şiir olmaz o… Görüyorum şiir yazma eğitimleri. Yer yer açılıyor. Oralara gidip, bir ton para verenlere hüzünlü buluyorum. Trajik, umutsuz ve hüzünlü. Eğitimi yapanları da sahtekar.

Şair, doğuştan deliliğini getiren ve tüm boyunca sürdüren insandır…

Şiir nasıl okunur peki…

İçine girdiğinde yazılmış olur. Bunun için de şiir duyarlılığının gelişmiş olması, okurun da dile hâkim olması, mitolojiyi bilmesi ve imgeleri anlayabilmesi için, yetkin olması gerekir… Konu gene gelip dolanıp, ülkemizde gittikçe yok olan bir konuya geliyor. Kültür… Okumak… Bilinç….

Şiir gürültülü ortamlarda, zaman geçirmek için okunmaz. Internetten hiç okunmaz. İbadet eder gibi, kendi mabedine girip, orada şiirle bir olunur. Sizi götürdüğü yere gidilir. En doğrusu, sesli okumaktır; bir odaya girip, bağıra çağıra… Çünkü her şiirin müziği vardır. O müziği yakalayamazsanız, şiirden sanatsal keyif alamazsınız. Aslında, iyi/güçlü şiirlerin bestelenememesinin nedeni de budur. Besteci, sözlere müzik yapmaz, yapamaz. Besteci, şiirin müziğini yakalayıp, o müziği notaya dökebilirse, başarılı bir eser çıkabilir ortaya. Kendi yeniden müzik yapmaya kalkarsa, işte o zaman berbat bir “şey” çıkar…
Şair-Besteci’nin aynı dünya görüşünde, sanatsal duyarlılıkta olması gerekir; başarılı bir eser çıkabilmesi için. Yahya Kemal – Münir Nurettin, Nazım Hikmet - Zülfü Livaneli birliktelikleri buna çok çok iyi örneklerdir. Attilâ İlhan’ın bir çok şiiri de bestelenmiştir. Ahmet Kaya, Ergüder Yoldaş besteleri, bunlardan başarılı örnekler olarak verilebilir…

Yeri gelmişken söyleyeyim. Şarkı sözü başkadır. Orada söze müzik yapılır veya müziğe söz. O nedenle şarkı sözü yazanlara, şarkı sözü yazarı denir, şair değil.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder