19 Ekim 2016 Çarşamba

Prof Dr Ahmet İnam ile şiir üstüne söyleşirken; HER 4 İNSANIMIZIN 5’İ ŞAİRDİR ABİ…

HER 4 İNSANIMIZIN 5’İ ŞAİRDİR ABİ…

Hürol Taşdelen: Nedir, şiirin hayatımızda tuttuğu yer?
Amet İnam:  Hayat ve şiirin iç içe geçmiş öyküsü. Foucault (yapısalcı ve Marksist eğilimli bir düşünür) “bir insan hayatı şiir olabilir mi” diye sorar. Hayat şiir olduğu gibi, bir insan ömrünün dilimi veya ânı da şiir olabilir. Ân, dilim ve hayat. Örneğin Hüseyin şiirdir de, Kâzım manzume. Kendi yaşamımızın şiir olduğuna biz öldükten sonra mı karar verecekler?  Sen diyorsun ki, benim hayatım şiir, O diyor ki değildir. Bir hüsn-ü kuruntu olarak hayatın şiir olarak yaşanması.  Bu ne demek? Kim karar verecek, bir insan hayatının şiir olduğuna?

Türkçemizdeki şiir sözcüğü, Arapça şuurdan geliyor. Şuur, bilme ile, farkında olma ile ilgili bir şey. Halbuki Batıda şiir sözcüğü, “poiêsis”, üretmek, imal etmek demek.  Mesela, Vestel’in televizyonu poiêsis. Batıda ortaya konan var.  Biz de ise şiir daha edilgin görünümlü; bilme, anlama, kavrama ile ilgili. Arabın söylediği “ El-ma’nâ fi batni’ş şâir  ” “ şiir, şairin karnındadır”.   bu kapalılığı dile getiren bir deyim. Bir tek şair bilir ne demek istediğini. Şairin  ve şiirin gücü bizim kültürümüzde (İslamla gelen ve önceki Türk kültüründe) çok önemlidir. Gerçi Kur’ânda şairlere karşı olumsuz sözler vardır. Hz. Muhammed’in şiire hürmet ettiğini biliriz.  Platon da şairi tehlikeli bulur. Devletin düzenini bozuyor diye. Çünkü şair, egemen anlatımın, deyişin dışına taşan bir adam. Dili çiçeklendiren, dilin tohumlarını başka topraklara serpip, dilin bereketini sağlayan bir insan. Bir dil, şairleri olmadan, Attila İlhan’ı analım, neşvünemâ bulamaz. Serpilemez. Şairler dil tarlasının sürücüleri, ekicileri, bakıcılarıdır. Hasatı hepimiz alırız. Bugün Türk Dili’nin zenginliği nice adsız şairden geliyor.Şair sadece dili çoğaltan, zenginleştiren bir insan değil. Hayatı zenginleştiren bir insandır. “Hayat bu kadardır” dediğimizde, şair “değil o kadar” der. Şair; hayatta olmadığını sandığımız şeyleri söylediğimizde, Egeli bilge insan gibi “heç olmamııı” der. “Yok böyle şeyler hayatta” dediğimizde, “çekilin ulan, uyduracağım“ diyen adamdır. Şiir sevenler de onu isterler. “Şairim uydur, hayat kötüye gitmektedir” derler. Aslında sen  kendini şair olarak düşündüğünde de bunu yapıyorsun. Hayatın mengenesi sıkıştırdığında, dilin sağladığı olanaklar ile özgürlüğün kapı ve pencerelerini açıyorsun.
HT: Bacadan çıkılamaz mı? Çatıdan zıplanamaz mı?
Aİ:  Bacadan çıkabilmek için bir çıkış imkanı olduğunu bilmek gerekir. Kapı kapalı. Pencere kapalı. İşte bu umut şiirden geliyor. Şiirin kaçtığı dünyada pörsüyoruz.
Uydurabilmek, insan olabilmenin en temel ölçüsüdür. Çünkü bilim, sanat bu kaynaktan geliyor : Uydurabilmekten. Elbette doğada karşılığı var uydurulanın. Türkçemizde ki güzelliğe bak. Uydurabilmek; hem kafadan atmak, hem adapte etmek demektir. Hiçbir dilde yoktur. Çünkü bizim gibi ülkenin insanı, uydurduğunda uyar (uymasa da uyar).
Dünya biz Türklerin uydurukçuluğunu bilmiyor. Mesela birisine kızdığın zaman; “uydurtma beni, bak yanına gelir uydururum ha…”. Şimdi uydurmak aynı zamanda düzene sokmak anlamına da gelir. İki çelişik anlam.
HT: Şiir ve düzen yan yana nasıl gelir hocam?
Aİ: Şiir düzer abi. Düzenler demek istedim. Sen bana bir düzen söyle, şiir gelsin onu yeniden düzsün. Şiirlemek, insanın büyük bir gücü. Yaşadığımız hayatın sıradanlığına, yozluğuna, çirkinliğine isyanla başlar. Ve şiirdeşlerinizle yapılan bir eylemdir. Şiirdeşimiz olmadan, şiiri deşemeyiz. Çünkü şiir tek başına olmaz. Heidegger’in dediği gibi, şiirde hakikat vardır. Bu şu demek, şiiri okuyabilirsek gerçekten, içinde örtük bulunan hakikat tohumlarının etrafa saçıldığını görebiliriz. Böyle bir terapi yok ama böyle bir terapi yapabiliriz. Poesis terapisi, “poietoyherapy” ,  şiir terapisi. Uydurma tabii. Şiiri anlama ve şiir söyleme yoluyla insanın kendisini açması ve tanıması. Çünkü bilinç dışının çok derin izleri, şiirin derinliklerinde bulunur. Ey şiirin yaman arkeoloğu, kaz ve anlamı yakala.
HT: Şair kimdir, ne demek?
Aİ: Şair inşa eden demek. Eskiden “münşî” denirdi. Doğa ve kültür bize malzemeyi veriyor.Biz bu malzemeden hayatımızı şiirle yapılandırıyoruz, kuruyor ve çalışıyoruz. 
HT: İnsan kendi hayatını şiirle kurabilir mi?
Aİ: El cevap, belirlenimler elbette vardır. Ama bu belirlenimler in içinde de şiir şuuruna sahipsek, yaşamı inşaya teşebbüs edebiliriz. Şiir şuuru bir akıncılık ruhudur:

“ …..
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik    
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik”

Aslında Yahya kemal “bir” atlı demek istemiştir. Çünkü şair Red kit’tir. Bir yalnız kovboy’dur. Akınlarda da dev gibi bir orduyu yenebilir. Neden? Çünkü, çocuklar gibi şendir. Öyleyse şairolmanın, olmazsa olmazının iki özelliği var; çocuk olmak ve şen olmak.Ve elbette akıncı olmak. İşte orada Yahya Kemal farkında olmadan, Osmanlı akıncısını anlatıyorum derken, şairi anlatmış. İşte abi uydurma bu…

HT: Şair, dev, çocuk, şen deyince aklıma; “mavi gözlü dev” geldi. Nazım Hikmet.   
Aİ. O mavi gözlü bir devdi, çünkü şiir onun için evdi.
HT: Kaplumbağa gibi hep sırtında değil mi?
Aİ: Evet. Hep şiiri yaşadı. Şiirin içinden çıkarak, hayatı dolaştı, sevgilileri okşadı, parmaklarının arasında kalemini, şiir evinden çıkarak taşıdı.
HT: Bir edebiyat türü olarak mı bakmalı şiire, yoksa senin dediğin gibi, hayatın harcı olarak mı?
Aİ: Şiir, yalnızca  bir edebiyat türü değil. Şiirin anlamı çok geniş. Yaşamda sıkıştığımız yerlerde, çıkış olanaklarını sağlama potansiyelimizden biridir şiir. Bak hangi potansiyellerimiz var? Aklımız var mesela. Bilginle ona danışıyorsun. Ama hayatın problemlerinin şiirle üstesinden gelme gücü de var insanda. Bu şiirin her derde devâ olduğu anlamına gelmiyor. Şairler hayatın problemlerini çözerler demek değil. Çünkü şair demek, alışılagelmiş anlamı ile edebiyat türü olarak şiir yazan demek. Geniş anlamı ile ise, şair hayatı şiirleyen demektir.
 Hem bunun için de bir edebiyat türü olarak şiir yazmak becerisine sahip olmak zorunda değiliz. Şiir şuuruna sahip herkes kendi yaşamının şairi olabilir.
HT: Başlıkta da dediğin gibi her 4 kişiden 5’i şair olan bir ülkede, şiir nereye kaçtı? Neden kuruduk biz bu kadar?
Aİ: Çok sebebi var. Yaşadığımız dünya düzeninin, yani teknoloji yoğun piyasa ekonomisi ile yürüyen dünya düzenimiz insanların insanlarla, insanın çevre ile olan ilişkisini bozması, en önemli etkenlerden biri. Şiir geçirmez bir dünyada yaşıyoruz.  İngilizce söylersek, “poetry proof” bir dünya. Kendisine şair diyen bir çok insanın hayatı da şiirle ilgili değil. Şiirin ticaretini yapıyorlar. Seri üretimini gerçekleştiriyorlar. Şiir onlar için kelimelerden ibaret. Kelimelerin taşıdığı anlam derinliklerinin ve yüksekliklerinin farkında değiller. Şiircilik oynuyorlar. Şiir kendini, anlamını görebilene açar. Yaşadığımız hayat, şiirin perdesini kaldırıp, çıplaklığındaki gizemli derinliği görmemizi engelliyor. Çünkü ağır anlam yitimi vardır.  Hayatın anlamı bize giydiriliyor. Eğitimle, medya aracılığıyla, neyin güzel, neyin çirkin; neyin doğru, neyin yanlış olduğu hepimize şırınga ediliyor. Anlam dayatmaları. Dünya her geçen gün ağır anlam kayıpları ile karşı karşıyadır. Bir zamanlar büyük anlam hazinesi olmuş din, günümüzde sadece rituellerden ibaret bir öbür dünya sigortası şirketi haline getirilmiştir. Sanat, yozlaşmış ticaretin cirit attığı bir alana dönüşmüştür.  Nobel ödüllerine bakınız.
Aslında şair, anlam yitirmelerini önlemede önemli bir işlev görebilir.  Şiirin henüz kendini bu olağan dünyaya terk etmediğini görüyoruz. Bu da şiir adına en büyük umudumuzdur. Hala bu dünya şiirin yüzü hürmetine dönmektedir. Bu gezegende, içimizdeki şiiri korumak en büyük ödevimizdir, sorumluluğumuzdur. Kıyamet, şiiri tamamen yitirdiğimizde kopacaktır.
HT: Peki nasıl olacak da şiiri yeniden keşfetme yolculukları başlayacak?
Aİ: Bunun için bir altyapı, sosyo ekonomik koşullar gerekiyor.
HT: Türk şiiri altyapısını yitirmiştir. 
Aİ: Elbette. Şiirin yeniden keşfetme yolculukları, geçmişle yeniden kurulacak, irtibatlandırılacaktır. Şiir geleceğe doğru yürüyen şaire yüzünü, geçmişten gösterir. Şair bir edebiyatçı olarak, kelimelerin sığlığında kaldığında, yazdığı yalnızca manzume olur. Unutmayalım ki, kelimeler, mânâ gemileridir. Okyanusun çok uzaklarından, bize dair nice yaşanmış, yaşanası yaşantılar taşırlar. Şiirin ardı, şiirin içindedir. Mânâ şiirin ardından gelir, şiirin dışından değil.

Bu konuşmada şiiri iki ayrı anlamda kullanmaya çalıştık. Bir, edebiyat türü olarak şiir. İki, Yaşam biçimi olarak şiir: “Benim hayatım fakir diyor o. Ben de cevap olarak benim hayatım şiir”.
HT: Büyük şiir ustası, Nazım Hikmet’in dediği gibi,  “ aslolan hayattır”. 



"odtülüler bülteni'nde yayınlanmıştı)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder